cinNet evi






 
  cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  


birgün bu kopkoyu faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?
metin: yurdakul levent kavas*
çizen: ahmet orhan

*kahve ile nargile adlı kitabından

 

karşıYuvar'dan

  FAŞİZMİN CÜPPESİ VAR POSTALI VAR

Ülke bir iki aydır kilitlenmiş, cumhurbaşkanlığı seçimi ve darbe arasında bir o yana bir bu yana yıkılıyor. En ılımlı demokratlar bile devletin 3 önemli koltuğunun aynı siyasi parti üyelerince kapatılmasının sakıncalarından dem vuruyor. Allah aşkına bu ülke, Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı, Bacı Çiller’in başbakanlığı sırasında daha mı emin ellerdeydi. Yargısız infazların, fail-i meçhullerin cenneti olmadık mı? Bu yetmiyormuş gibi cumhurun yeğenleri tarafından bankalar boşaltılmadı mı? Adına halk dediğimiz o muammanın alın teri, emeği bir gecede çalınmadı mı?...

çizgiDünya'dan

  Tam Macera: iki yıllık güzel bir macera

Biraz reklam almış gibiyiz. Aslında hem aldık hem de almadık. İki yıldır uğraştığımız bir projemiz vardı. ciN'lerden Özgür'ün bıkmadan usanmadan kovaladığı, bizlerin de "görevlendirildiğimiz" kadarıyla sürdürdüğümüz bir proje. 20'ye yakın insan el emeği, göz nuru döktü. "Piyasa" bizler için hala korkunç bir sözcük; ama piyasa'dayız artık. Daha doğrusu düzen içi dolaşımdayız. Kendimizi şöyle anlatmaya çalışıyoruz...

karşıYuvar'dan

  HRANT DİNK YA DA 'DOĞRUYU SÖYLEMEK'

Hrant ölünce herkes ülkenin itibarıyla uğraşmaya başladı. Sosyal bürokratlar, milliyetçiler, liberal muhafazakârlar, kısacası vesaireler… Yerde iki saate yakın yatan ölü Hrant, sadece ve sadece bir itibar meselesiydi gündemimizde! El alem ne der şimdi bize! Yandık vah tüh! Ertesi gün medyanın tavrını anlamak için gün içinde çıkan bütün gazetelerden birer tane aldım. Türkçü-Turancı bir gazete olay sanki Endonezya'da olmuş gibi küçücük bir yerde yaşananları alıntılayıp, "Dink, Ekim 2005'te'Türklüğe hakaretten' 6 ay hapis cezası aldı' diye bitiriyordu. İşin ilginci diğer gazetelerse bir arınma geçiriyor ve suçu, kışkırtmaları düzenleyen, hedef gösteren bir Kerinçek, Perinçsiz ve diğer saz arkadaşlarının üzerine atıyor gibiydiler. ..

 Karaşın Bir Halk Çocuğu'nun Ardından

"Enver Meriçli'nin 'Patlak Gözlü Manol'ü; İsmail Eren'in Cuma, Pazar, Bayram, Yortu demeden çalışır tesbit ettiği Teofilos'u; benim Karanohut ve Ali Sevindik'in, araştırmacı ve daktilo olarak çalışmalara katılmış Zeliha Vidiner'in utancından Farsçasını söyleyemediği 'sırt hamalları' (Hammalan-ı puşt) ve Mübahat Kütükoğlu'nun Çingene Derviş'i; hepiniz, hepiniz. (ve) binlerce işçi kıyam edin, Hrant Dink'i karşılayın"...

çizgiDünya'dan

ÇİZGİ ROMAN MACERAM

Bir arkadaşımın babası elimizde çizgi romanları görünce "Ne o çocuklar, Pekos Bill mi okuyorsunuz?" demişti. O kuşak çizgi romana Pekos Bill dermiş. Biz çocukken ise Teksas-Tommiks denirdi. Bunun sebebi Teksas ve Tommiks'in çok yaygın olmasıydı elbette. Benim ilk okumalarımda da bolca Teksas, Tommiks vardı...

karşıYuvar'dan

 BEYRUT ÇİÇEK KOKUYORDU!

Saldırıları haber alıyoruz gazetelerden. Ölü sayılarını haber alıyoruz. Ama herşeyden haberimiz var mı acaba? Diktiğimiz çiçeklerin yerine bomba dikiyorlar, haberimiz var mı? Biz dönerken Beyrut çiçek kokuyordu. Şimdi buram buram kan kokuyor! Haberimiz var mı?...

 Irak'ta Cinsel Terörizm Dalgası

Iraklı bir kızın ve ailesinin tecavüze uğrayıp katledilmesinin ardında, Iraklı kadınlara dair çok daha geniş bir hikaye yatmaktadır. Hikaye, Bush yönetimi tarafından "özgürleştirilmelerini" takiben, bu kadınlara neler olduğuyla ilgilidir...

meşinYuvarlak'tan

 KUPALAR YARIM GÖNÜLLER BİR OLSUN

Takım sporlarında zaferin ve zirvenin simgesi, başarının karşılığı kupalar.
Nice kupa mücadelesiyle milyonlarca sporsevere yıllardır büyük heyecan yaşatan Türk futbolu ve son yılların gözde branşı basketbol, müzelerdeki "yarım" kupalarıyla da belki de sporun en ilginç anılarını günümüze taşıyor. Kupalar yarım, gönüller bir olmuş bir dönem Türk sporunda...

çizgiDünya'dan

HAKLI SAVAŞ VAR MI?

Kemal Gökhan Gürses, bu kısır, dünyadan kopuk, kafayı aşk-meşkle bozmuş kültürel üretim alanında, her gün Ayşegül Savaşta adlı bir çizgi roman yapıyor. Radikal gazetesinin sayfalarında haftanın yedi günü (pazar günleri haftanın özeti) yayınlanan çizgi romanın ilk bölümü Irak Şahini geçtiğimiz aylarda kitap halinde yayınlandı. Kemal Gökhan çizgi romanında, bir savaş muhabirini, Ayşegül'ü, baş karakteri olarak seçerek, onun tanıklığı üzerinden Irak İşgali'ne çizgileriyle bakıyor. Savaşın haklı-haksız, kutsal-siyasi, ekonomik-ahlaki bütün sebeblerini bir bahaneye dönüştüren, anlamsızlaştıran acısını, savaşın içinden bir bakışla resmetmeye çalışıyor.

cinAynalar'dan

V için bir film eleştirisi

V for Vendetta (bundan sonra sadece V), sinema gündemini bir süre meşgul etti. Son zamanlardaki çizgi roman uyarlamaları furyasının bir parçası olmasının yanı sıra senaryo yazarlarının meşhur Wachowski kardeşler olması, film gelmeden önce bir "matrix şaşkınlığı" beklentisi yaratması filmi vizyona giren diğer filmlerden biraz daha fazla yazılıp konuşulmasına vesile oldu. Filmin oyuncularının performansları, uyarlandığı çizgi romandan farkları, çizgi romanın yazarının (ki Alan Moore çizgi roman aleminin star yazarlarından biridir) filme tepkisi, senaryo zaafları falan filan...

karşıYuvar'dan

  SAVUNMA

Bu metin, aslında, Gorbaçov'un ODTÜ'ye gelişiyle başlayan ve iki gün süren olaylar sonucunda açılan disiplin soruşturmasına yönelik bir savunma olarak hazırlanmıştı. Ne var ki, savunma metni henüz tamamlanmışken, ODTÜ'de bir JİTEM ajanının yakalanmasının ardından gelişen olaylara ilişkin açılan disiplin soruşturması sonucunda "eğitim kurumundan çıkarma" cezası aldığımı öğrendim. "Çıkarma" cezasının ardından, öğrenci sıfatım kalmadığı için Gorbaçov olaylarına ilişkin olarak hazırladığım bu savunmayı verme koşullarım da ortadan kalkmış oldu; savunma yapmadım. Oysa, öğrendim ki, daha işin başındaymışız...

çıkMalar'dan

 Açık Ofis Sayıklamaları

Açık ofiste çalışmak üzerine bir yazı yazmak aralıklarla aklıma geliveren bir başlık olmakla beraber üzerinde durulması gereken bir konu mu karar veremiyordum. Ne de olsa bir kısmımız bizzat açık ofislerde çalışıyor ve üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyordu. Bir diğer kısmımız da böyle bir deneyime sahip olmadığından zaten konu hakkında dertlen(e)miyordu...

  YAZIK!
ÜLKEMİZ GEREKSİNDİĞİ "Kahraman" SAVCIDAN YOKSUN

Bir gün, akşam haberlerinde ülkenin bir yerinde bir kitap evi'nin bombalandığını, söz konusu bombanın mühimmat sicilinin orduya ait olduğuna ilişkin iddiaları dinledik, dahası seyrettik. Bomba sonrası ele geçen plakalar, silahlar, canını bombadan kurtarıp, kalabalığın üzerine sürülen arabalardan sarfedilen kurşunlara teslim edenler ve uzayıp giden malum gelişmelere şahit olduk...

 "ŞAİRLER GENÇ ÖLÜYOR"

Geçenlerde Ölüm Araştırmaları (Death Studies) adında bir akademik yayına rast geldim. Bekleneceği üzere, son derece iç karartıcı yazıları bir araya getirmek konusunda hiçbir külfetten kaçınmayan, çokça psikoloji ağırlıklı mümtaz bir dergi. Gerçi yılda on sayı çıktığına göre yayıncıları özgün makale bulmakta hiç güçlük çekmiyor anlaşılan. İşte bu derginin 2003 Kasım ayı sayısında California Devlet Üniversitesi'nden genç bir yardımcı doçentin imzasını taşıyan, hem ucu bize de dokunan ilginç bir istatistiksel araştırma yer alıyor:"Esin Perisi'nin Ettigi: Sairler Genç Ölüyor."...

 GÜLMEK İÇİN AĞLAMAK
"AĞLAMAYAN ÇOCUĞA MEME VERMEZLER" SÖZÜNÜN ÇELİŞKİLİ DOĞASI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER


Günlük yaşamımızda dramın ya da trajedinin yoğunlaştığı anlarda devreye girerek zaman zaman içinde bulunduğumuz durumu özetleyen ve geleceğe yönelik yol göstericilik işlevi gören deyim ve atasözlerimizden biri de "ağlamayan çocuğa meme vermezler" sözüdür. Hatta bu atasözünü yaşamınızın belli dönemlerinde o kadar sıklıkla duymaya başlarsınız ki, bir zaman gelir üzerine düşünmekten kendinizi bir türlü alamazsiniz...

eleŞtiri'den

 Orhan Hançerlioğlu'nun Romancılığından Bir Kesit: Ekilmemiş Topraklar
Modern Türk Edebiyatının ülke sorunlarının çözümlenmesi projelerinin bir ayağı olarak görülmesine itiraz etmek pek de kolay değildir. Hele on dokuzuncu yüzyıldan başlayarak vahşi, saldırgan kapitalizmin büyük ölçüde kurbanı olmuş bu topraklar gözönünde tutulduğunda bu sav iyice güçlenecektir. Orhan Hançerlioğlu günümüzde -belki de biraz eksik olarak- daha çok felsefe alanında yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. Oysa 1950'lerde giriştiği ve nedense sürdürmediği romancılığı onun düşünür kimliğinin anlaşılmasında kilit bir rol oynayacak bir niteliğe sahip görünmektedir...
cinAynalar'dan

Buñuel'in 'Endülüs Köpeği':
Anatomi Masasında Şemsiye ve Dikiş Makinesinin Karşılaşması

Buñuel'in sinema macerası o zamanlar yakın arkadaşı olan Salvador Dali'nin düşlerden yola çıkarak bir film yapma önerisini kabul etmekle başladı. Böylece bugün gerçeküstücü sinemanın başyapıtlarından biri olarak sayılan, Bir Endülüs Köpeği (Un Chien Andalou, 1929) üzerine çalışmaya başladı...

Buñuel Sinemasının O Gizemli Çekiciliği

Buñuel sinemasının özellikleri onun sosyal yaşantısı ve entellektüel geçmişi göz önünde alınarak incelendiğinde, hayatının ilk 17 senesinde içinde yaşadığı geleneksel değerlere bağlı, büyük ölçüde değişime kapalı toplum, Madrit'te yeni bir entellektüel çevreye girmesiyle Marksizmle ve sanatla tanışması. Fransa yıllarında Gerçeküstücü gurup ile ilişkileri, onun sinema anlayışını şekillendiren önemli olaylar olarak görülebilir...

BİP!!!: "BİZ NE BİLEBİLİRİZ Kİ" İDEOLOJİSİ YA DA ÖZELİM, GÜZELİM, ADA BENİ BEKLİYOR

Geçtiğimiz günlerde (3-5 Mart 2006) AFM / Migros Ankara Sinemalarında gerçekleştirilen Ankara !f kimilerimiz için bir hayal kırıklığı oldu. Genellemeler yapmaktan imtina ettiğimizden dolayı, birinci tekil şahısa transfer olup, benim için bunun ilk nedeninin bir İstanbul-Ankara farklılığı olmasından yakınarak başlayabilirim söze...

Bunuel'in 'Altın Çağı': Harcı Dışkı Olan Bir Medeniyetin Mahkumiyeti

Buñuel   ilk filmi Endülüs Köpeği'nin (Un Chien Andalou , 1929) başarsından cesaret alarak yeni bir film yapmak için kolları sıvar. Bu kez Gerçeküstücü teknikleri ve temaları kullanma konusunda daha bilinçlidir. Ancak filmi finanse etmekte zorlanmaktadır. Nihayet Charles Noailles adlı sanat meraklısı genç bir burjuva ona istediği filmi çekmesi için gereken parayı vermeyi kabul eder. Bunuel senaryoyu yazmak için Noailles'lerin villasına kapanır. Bu sefer Dali ona katılmamıştır. Dali'nin filme tek katkısı mektubunda bahsettiği, kafasının üzerinde taş taşıyan bir adamın yine kafasında taş taşıyan bir insan heykelinin yanından geçtiği sahnedir...
Kıç Tekmeleyen Kadınlar (Vol. II)

Bill'i Öldür'ün tam anlamıyla Tarantinovari bir film olarak tanımlanabilir. Suç, anti-kahramanlar, grafik şiddet, farklı türlere göndermeler, popüler kültür ve 'muhteşem' diyaloglar. Bu özelliklerin her birinden hareketle film üzerine birçok şey söylenebilir. Anime, uzakdoğu dövüş filmleri ve westernlerin filmin anlatı yapısı ve sanat yönetimi üzerindeki etkileri sahne sahne değerlendirilebilir. Filmde kullanılan müziklerden yola çıkarak anlatıdaki farklı açılımlar gözler önüne serilebilir. Filmlerdeki abartılı şiddetin gösterimi, Japon manga kültürü ve Hong Kong dövüş filmleri üzerinden değerlendirilebilir ya da filmdeki görsel referansların tümünü ele alan uzun bir yazı hatta bir kitap yazılabilir vs....
Kıç Tekmeleyen Kadınlar (Vol. 1)

Uma Thurman Kill Bill Vol 1 filmi gösterime girdikten sonra verdiği röportajların birinde şöyle bir beyanatta bulunmuş: "Bu film bildik bir konuya dayanıyor. Bir kişi kendisine yapılan haksızlığın acısıyla ölümden hayata dönüyor, intikamını almak için daha güçlü daha gözükara bir ruh haliyle korkusuzca savaşmaya başlıyor. Tek fark ise bu kişinin 'sizin' tipik erkeklerinizden biri değil, bir kadın olması."...


hepimizin hocasıydı


başımız sağolsun


cinNet'e arabir sorulan sorular