![]() |
cinAynalar
|
![]() |
|||||||||||||||||
Thurman'ın 'sizin tipik erkekleriniz" derken neyi kastettiğini nasıl bir karakteri düşündüğünü anlamak zor değil. Holywood'un kahraman erkek rol modeli zaman içinde biçimsel değişikliklere, reformist değişimlere uğrasa da özünde hep aynı kaldı: Haksızlık karşısında aslan kesilen, önüne geleni ezip geçerek kendisine ve sevdiklerine yapılan yanlışlıkları tekme darbeleriyle düzelten, mutlu son resimlerine yorgun ama vakur pozlar veren sert çocuklar. Kadın temsilleri ise klasik anlatı içinde kahraman erkek rol modellerinin kimi zaman yardımcısı kimi zaman da düşmanı olarak konumlandı.
Holywood sineması tarihine yüzeysel bir bakış bile güçlü kadın rol modellerin 1970'lere kadar perdede pek nadir yer bulduğu, 1990'lı yıllara kadar ise kötü karakter olarak temsil edildiği saptamasını yapmamıza yeterli veri sağlar. O kadar ki güçlü kadın imgesi 1970-1990 yılları arasındaki yirmi yıllık periyotta lezbiyenlik, vampirlik, canavarlık, delilik vs. ile ilişkilendirilerek sunulmuştu seyirciye. 1990'lı yıllarda ise filmlerdeki güçlü kadın temsillerinin canavarlıktan kahramanlığa hızlı bir evrimine şahit oluyoruz.
1990'lı yılların güçlü kadın temsillerine baktığımızda daha önce belirttiğim gibi kapıyı Alien serisi ve Terminator 2: Mahşer Günü'nün araladığını görebiliriz. Serilerin ilk filmlerindeki kırılgan, korunmaya muhtaç karakterler, devam filmlerinde deri kıyafetler içinde, kaslı, ağır silahlarla donanmış makinelerle savaşmaya hazır modern amazonlara dönüşmüştü. Bu korkusuz karakterler bir yandan annelik duygularını yansıtmakta, bir yandan da dünyayı kurtarma misyonuna soyunmaktaydı. 1990-2000 yıları arasındaki Holywood filmlerine baktığımızda bu iki film serisinin açtığı yoldan giden filmlere rastlayamayız. Bu dönemde güçlü kadın temsilleri 1970'lerin canavar, vampir, lezbiyen kadın temsillerini anıştırırlar. Thelma ve Louise (1991), Temel İçgüdü (Basic Instinct, 1991),
Güçlü kadın temsillerine olan ilginin giderek bir talebe dönüşmesi, Holywood'u bu karakterleri çeşitlendirecek yollar aramaya itti. Elbette öncelikle tarih, mitoloji gibi klasik kaynaklardan yararlanıldı. Ancak güçlü kadın karakterlerin temsilinde bir dönüm noktası beyaz perdede değil televizyonda yaşandı. Mitolojiden türetilen bir kadın karakter güçlü fiziği ve cesaretiyle hem erkek tanrılara kafa tutuyor hem de izlenme oranlarıyla Holywood'u cesaretlendiriyordu. Zeyna (Xena: Warrior Princes, 1995-2001), yayına başladığında özellikle mitolojik aksiyon janrına ilgi göstermeyen kadın izleyicilerin, bir cehennem olarak algılanan modern toplumda kurallarla maskelenmiş canavarlarla yapılan sonsuz savaşın dişi kahramanı olarak özdeşleşebilmelerini sağladı. Zeyna (Türk izleyicilerin tercih ettiği isimle Zeyno), aynı zamanda doksanlı yılların kabul edebileceği, erkek egemenliğini tehdit edemeyen bir kadın savaşçıydı. Paradokslarla örülü saçma bir senaryonun içine sıkışmış iki boyutlu bir karakterden öteye gidemiyordu. Üstelik uzak geçmişin masalsı efsanelerinden çıkıp geliyordu. Bununla birlikte Zeyna karakteri klasik bir rol model olmaktan uzak da olsa, izleyiciyi, özellikle kadınları bedenlerine, kişiliklerine ve toplumdan taleplerine daha fazla sahip çıkmaları konusunda cesaretlendiren bir çeşit özgürlük vaadi taşıyordu.
Televizyon ekranında bunlar olurken Holywood güçlü kadın tiplerini geçmişte aramaya başladı. 1966-1971 tarihleri arasında BBC'de gösterilen ve bir klasik haline gelen Tatlı Sert'in (Avengers) uyarlanması bu arayışın bir sonucu olarak görülebilir. Güçlü kadın temsilleri için oldukça erken bir tarihte Diana Rigg Tatlı Sert'de oldukça feminen, bir o kadar da güçlü bir kadını
1997 tarihli Jane'in Zaferi (G.I. Jane) yine başarısız bir filmdi. Konu itibariyle ait olmadığı bir yerde tutunmaya çalışan bir karakter klişesine dayanan filmde, bir kadın asker, bütünüyle erkek kurallarının tavizsiz uygulandığı orduda kendini kabul ettirmeye çalışıyordu. Ancak Jane o kadar sığ bir karakterdi ki, bu tutunma mücadelesinde yapabildiği tek şey erkeksileşmek, onlardan biri olmaktı. Eğer Demi Moore'un yerine siyahi bir erkek ya da bir çocuk oyuncu oynasaydı, senaryoda pek fazla değişiklik yapmak gerekmezdi. Kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik bütünüyle fiziksel kuvvet düzeyine indirilmiş, Jane'in kendini kabul ettirebilmesi kaslarını geliştirmesiyle koşut verilmişti.
Anime ve Manga kültüründe kadının ikircikli bir durumu vardır. Kadınlar açıkca bir haz nesnesidirler. Uzun sütunları andıran bacakları, dar ve kısa kıyafetleri içinde kalçaları ve göğüsleri hep ön plandadır. Bunula birlikte kavgacı, güçlü karakterlerdir. Birçok macerada başrolü oynarlar. Dövüşürler, iyi silah kullanırlar, ve istediklerini alırlarlar. Bütün bunları yaparken beyaz kadınların aksine cinsellikleri bir silah olarak kullanmaktansa gerçek silahları ve bilek gücünü tercih ederler. Ancak bu dövüşürken seksi görünmemek anlamını taşımaz. Hatta çoğu kez bu seksepalite abartılı olur. Birçok hikayede temel motivasyonları intikamdır ve bu intikam hemen her defasında kanlı olur.
Kaplan ve Ejderha (Crouching Tiger Hidden Dragon, 2000) kadın temsilleri açısından Holywood üzerindeki Uzak Doğu etkisini daha da hissedilir kılan bir film oldu. Amerikalıların, sessiz, uysal geyşalar olarak tanıdıkları Uzak Doğulu kadınlar hakkındaki ön yargılarını kıran filmde, asil bir Çinli genç kız evlenmeye zorlandığı zengin adamdan kaçarak bir maceraya atılıyor, karşısında çıkan engelleri mükemmel bir kareografi eşliğinde kılıcıyla aşarken, yaşadığı kapalı
Güçlü kadın temsillerin boy gösterdiği iki film 2000'li yılların başında geldi. Charlie'nin Melekleri (Charlie's Angels, 2000) ve Lara Croft: Tomb Raider (2001) filmlerinin büyük prodüksyonlar olması ve dünya çapında tanıtımlarla vizyona girmesi Holywood'un kıç tekmeleyen kadınlara kapılarını ardına kadar açtığının bir göstergesiydi. Charlie'nin Melekleri tıpkı Tatlı Sert gibi 1970'lerin popüler bir TV dizisiydi. Birbirinden seksi üç kızın kötü adamları pataklaması çok ilgi çekti. Film gişede başarılı olurken devam filmlerinin yolu açıldı. Sinema uyarlamasındaki melekler TV dizisindekine oranla daha sert, pervasız ve cazibeliydiler. Farrah Fawcett'in düşmanlarını ahmaklaştıran gülüşü, şıklığı ve küçük zarif tabancasının yerini, kung-fu, kitch kıyafetler ve lav silahları almıştı. Yeni melekler gerçekten çok sert vuruyor, eril benzerlerinin bile altından kalkamayacakları zor durumlardan büyük bir kolaylıkla kurtuluyorlardı. Feminist eleştirmenler filmin bildik erkek bakışı için çekilmiş, erotik bir aksiyondan öteye gidemediği iddialarıyla eleştirdiler. Aynı iddialar Lara Croft: Tomb Raider için de geçerliydi. Popüler bir bilgisayar oyunu içinde yaratılan Lara Croft karakteri zaten bütünüyle erkeklerin dünyasına aitti. Yıllarca ergen erkeklerin posterlerini duvarlara astığı, hakkında fantaziler ürettiği sanal bir karakter olarak aynı zmanda bir ilk olma özelliği taşıyordu. Filmde bilgisayar oyunundan farksız bir olay örüsü içinde yüzeysel ve aksiyona dayalı bir anlatı içinde gelişmekteydi. Charlie'nin Melekleri ve
Ailesine yönelik bir tehdit karşısında kaplan kesilen dişi modeli çok bidik bir hikayedir. Özellikle söz konusu olan bir çocuksa, kadının gösterdiği şiddet bütünüyle masumanedir. Örneğin 2003 tarihli Kayıp'ta (The Missing) son derece domestik bir ev kadını olan Cate Blanchet kaçırılan çocuğunun ardından zorlu bir yolcukluğa çıkıyor ve silah kullanmayı öğreniyordu. Bill'i Öldür (Kill Bill, 2003) ise bu tür bir haksızlık hikayesinin kanlı bir karnavala dönüşmüş haliydi. Karnındaki çocuğun katledildiğini düşünen, kendisi de eski bir profesyonel katil olan Beatrix Kiddo, bir zamanlar yakın arkadaşı olan başka kiralık katilleri tek tek haklıyordu.
|
|
||||||||||||||||||