karşıYuvar

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 HRANT DİNK YA DA 'DOĞRUYU SÖYLEMEK'

Eren Barış 

H
19 Ocak 2007, ODTÜ yerleşkesine yaklaşıyoruz, saat 15.50 civarları, öğrenci servisinde, iki koltuğun arasından görünen ve gönderilmeye hazırlanan telefon mesajına "Hrant" sonra "Hrant Dink" sonra da "Hrant Dink Öldürüldü" yazılıverdi. Sessizlikle kalakalmak, şaşkınlıkla saçmalamak. Yanımdaki arkadaşıma dönüp ölümü saçma sapan anlatmaya çalışmak, inanmadan ve onun beni anlamaya çalışırken her şeyi yanlış anlaması, belki de inanmaması... Bir çırpıda kayboluveren aydınlık... Hayatında ilk defa bu kadar tedirgin birisi olduğunu hissetmek... Ellerimden kayan Murat Belge’nin Tarihten Güncelliğe kitabı, zulmün hikayesine dönüyorken: "Kahraman Maraş kıyımı. Böyle bir olayın yaşandığı bir ülkede, kültür üstüne bir konuşma, hangi kelimelere, hangi kavramlara dayanabilir? Operadan mı söz edilir, plastik sanatlardaki gelişmelerden mi, nelerden?"

R
Hrant ölünce herkes ülkenin itibarıyla uğraşmaya başladı. Sosyal bürokratlar, milliyetçiler, liberal muhafazakârlar, kısacası vesaireler… Yerde iki saate yakın yatan ölü Hrant, sadece ve sadece bir itibar meselesiydi gündemimizde! El alem ne der şimdi bize! Yandık vah tüh! Ertesi gün medyanın tavrını anlamak için gün içinde çıkan bütün gazetelerden birer tane aldım. Türkçü-Turancı bir gazete olay sanki Endonezya’da olmuş gibi küçücük bir yerde yaşananları alıntılayıp, "Dink, Ekim 2005'te'Türklüğe hakaretten' 6 ay hapis cezası aldı' diye bitiriyordu. İşin ilginci diğer gazetelerse bir arınma geçiriyor ve suçu, kışkırtmaları düzenleyen, hedef gösteren bir Kerinçek, Perinçsiz ve diğer saz arkadaşlarının üzerine atıyor gibiydiler. Alttan alta 'bir yere kadar milliyetçilik üslubu' da elden bırakılmıyordu! Borsa'da da tedirginlik olmuştu bir gazetenin haberine göre! Benim asıl korkumsa bu menfur saldırının bir karanlık, derin güçten değil, aynı gökyüzünden nasiplendiğimiz, normal birinden gelmiş olabileceğiydi. Bundan evet, bundan korkuyordum çünkü toplumun içine yaydılar kini, yalanı, laneti! Hrant da demeçlerinde bu kötülüklerin özellikle altını çiziyordu zaten.

A
Hrant ile kısa bir anım olmuştu birkaç yıl önce. Ermeni meselesi üzerine olaylar patlak vermeden önce onla e-postalaşmıştık. Express dergisine verdiği bir mülakatta Dersim'deki Kürt-Alevileri'ne o zamanki olaylarda yaptıklarından dolayı (ya da yapmadıklarından dolayı desek!) teşekkürü esirgemiyordu. Ben de bir araştırmacı ve yöreyi az çok tanıyan biri olarak ona o teşekkürü iade etmiştim. Şimdi silinen maillerim arasında, hafızam ben yanıltmıyorsa, şöyle hatırlıyorum son sözlerini: '...Kal sağlıcakla. Hrant.'

N
Hrant’ın başına gelenler ne pahasına olursa olsun erke karşı doğruyu söylemesi'ydi. Belki bu bedel olarak görülebilir ama, o birçok kişinin yaşadığı travmayı örtbas etmek istemedi. Kolektif bilinçaltının temizlenmesi için korkusuzca konuştu. M. Foucault'ya göre bu, parrhesiatik bir edimdi. Parrhesia'da konuşmacı özgürlüğünü kullanır ve kandırma yerine dürüstlüğü, sahtelik ya da sessizlik yerine hakikati, hayat ve emniyet yerine ölümü, yaltaklanma yerine eleştiriyi, kendi çıkarını koruma ve ahlakî kayıtsızlık yerine ahlakî ödevi tercih edecekti!

T
En iyi Hrant, ölü Hrant'tı. 301'den 301'e Merkez. Anlaşıldı. Tamam.
Sevebildik onu artık! Rahatlattık içimizi! Yere de serdik, öptürdük de taşımızı toprağımızı... Hrant, senle hiç yüz yüze gelmemiş, senle hiç tanışmamış birçok arkadaşımla seni çok özleyeceğiz. Utancımız ve yasımız alnımızda bir hâle gibi duruyor.

 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular