![]() |
karşıYuvar
|
![]() |
|||||||||||||||||
Iraklı bir kızın ve ailesinin tecavüze uğrayıp katledilmesinin ardında, Iraklı kadınlara dair çok daha geniş bir hikaye yatmaktadır. Hikaye, Bush yönetimi tarafından “özgürleştirilmelerini” takiben, bu kadınlara neler olduğuyla ilgilidir.
Iraklı bir kızın uğradığı bu münferit tecavüz vakası, Bush yönetiminin Irak'ın şerefine nasıl leke sürdüğünün sembolik bir ifadesi haline gelmiştir; Federal Irak Başbakanı Nuri El Maliki halihazırda ilgili suça ilişkin adli tahkikat başlatmıştır. “Tarziye-Özür” kelimesinin anlamını bilmeyen bir yönetim içerisinde, hem ABD Başkanı George Bush'un Ortadoğu Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, hem de Amerika'nın Irak'taki en üst düzey komutanı General George Casey kamuoyuna tarziyelerini bildirmiştir. Irak'taki Müslüman Bilim Adamları Birliği ise, ilgili suçu şiddetle kınayarak ifşa etmiştir: “Tüm insanlık, işgal güçleri askerleri tarafından gerçekleştirilen ve genç bir kıza tecavüz etmekle başlayıp, kızın vücudunu kötürüm etmekle ve ailesini katletmekle sonuçlanan bu eylem karşısında utanç duymalıdır”. Evet, utanç; ancak durumun ciddiyeti karşısında utanç duymak oldukça yetersiz kalmaktadır. Her şeyden önce tecavüz, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne göre halihazırda bir savaş suçu sayılmaktadır. Tabi bu her zaman böyle değildi. Sivil veya askeri liderler bu türden bir davranışı kınasalar da, askerler uzunca bir süre kadınları savaş ganimeti olarak algılamıştı; ve ancak 90'ların başında, tecavüze karşı uluslararası düzeyde yeni bir fikir birliği oluşmaya başlamıştı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, küresel kadın hareketinden güç alarak, 1993 yılında Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi Bildirgesini kabul etti. Eski Yugoslavya ve Ruanda için oluşturulan Uluslararası Ceza Mahkemelerinin bunu takiben çıkardığı kararlar ile Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuruluş şartnamesi olan Temmuz 2002 tarihli Roma Statüsünde de tecavüz ya savaş, ya da insanlık suçu olarak tanımlamaktadır. Ancak Irak sokaklarından geçerek, isyancıları bastırma aracı olarak kadınlara tecavüz eden Amerikan askerlerini hiç kimse herhangi bir suçla itham etmemektedir (ki bu türden eylemler, tarihte ilk defa 3 Bosnalı Sırp komutanının kadınlara tecavüz ve işkence ederek savaş suçu işlemekten çeşitli hapis cezalarına çarptırmasına neden olsa da). Yine de, Irak'a saldırı ve ülkenin işgali, Iraklı kadınların, medyanın açık ve genişçe kamuoyuna duyurmadığı bir şekilde küçük düşürülmesi, tehlike altına atılması ve baskılanması ile sonuçlanmaktadır: Ceza infaz kurumlarındaki tutuklular Amerikanın himayesi altında olduğu müddetçe, cinsel yönden istismara ve tecavüze uğramışlar; siviller ise, kaçırılmış, tecavüze uğramış ve kimi zaman ise fuhuş amaçlı satılmışlar; ve kadınlar –özellikle de Arap dünyasında daha fazla özgürleşmiş olan kadınlar- kamusal alandan giderek artan bir hızla çekilip, kendi evlerine kapanmışlardır. Cezaevlerinde tecavüz ve cinsel yönden küçük düşürücü davranışlar Ebu Garib'te, hükümlü ve tutukluların maruz kaldığı istismara ilişkin skandal işkence, cinsel istismar, ve Iraklı erkeklerin nasıl küçük düşürüldüğü üzerinde yoğunlaşmıştır. Pek çok kaynağın bildirdiği üzere, kadın hükümlü ve tutuklular tecavüz dahil benzer muamelelere maruz kalmaktadır. Muhtemelen Amerikalıların çok az bir kısmı, Amerikalıların işlettiği Ebu Garib Cezaevinde kadın tutukluların bulunduğunu bilmektedirler. Bu kadınlardan bir bölümü, Baas yöneticilerinin akrabaları olmalarından veyahut da işgal güçlerinin bu kadınları, erkek akrabalarını isyancılar aleyhine bilgi vermeye veya teslim olmaya zorlarken pazarlık aracı olarak kullanabileceklerini düşünmelerinden dolayı siyasi tutuklular arasında yer almaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) raporuna göre, kadınların tutuklanmasının arkasındaki gizlilik, “aileler ve işgal güçleri arasındaki danışıklı dövüşten kaynaklanmaktadır”. Buna göre, aileler toplumsal damgalanmadan; işgal güçleri ise insan hakları grupları tarafından kınanmaktan ve yabancıların kadınlara yönelik bu tür muamelelerini özel bir ihlal alanı olarak gören Iraklıların şiddetinden korku duymaktadırlar. Kimi kadın tutuklular, salıverilmelerini takiben, isimleri gizli kalmak kaydıyla ve yine büyük bir korku içinde insan hakları alanında çalışan kişilerle görüşmeler yapmışlardır. Bu görüşmelerde ise dayak işkence ve tecrit gibi muamelelere maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Amerikan gözetimi altında maruz kaldıkları cinsel yönden küçük düşürücü davranışlar, bu kadınların, erkek tutuklularla aynı şekilde en fazla esef duydukları muamele biçimidir. Neredeyse tüm kadın tutuklular tecavüzle tehdit edildiklerini bildirmişlerdir. Kimi kadınlar ise çıplak olarak sorgulanmış; askerlerin alaylarına ve küçük düşürücü davranışlarına maruz kalmışlardır.
Tutukevlerindeki kadınları temsil etme teşebbüsünde bulunan Iraklı yedi kadın avukattan biri olan Emel Savadi'nin Guardian Gazetesine bildirdiği üzere, tanıştığı kadınlardan yalnızca bir tanesi tecavüzler hakkında konuşma isteğinde bulunmuştur. “Ağlıyordu; ve bize tecavüze uğradığını söyledi. Muhtelif Amerikan askerleri tarafından tecavüze uğramıştı; bu kişileri kendine yaklaştırmamaya çalışmış ve kolundan yara almıştı. Bize dikişlerini gösterdi; ve sonra, 'Bizim kızlarımız ve kocalarımız var; Tanrı aşkına bundan kimseye bahsetmeyin'” dedi. Bağdat Üniversitesinde görev yapan siyaset bilimci Prof. Huda Shaker de, Ebu Garib'deki kadınların cinsel istismara ve tecavüze uğradıklarını Guardian Gazetesine belirtmiştir. Bayan Shaker, özel olarak, bir askeri Amerikan polisi tarafından tecavüz edilip hamile bırakıldıktan sonra ortadan kaybolan bir kadın üzerine durmuştur. Prof. Shaker sözlerine şöyle devam etmiştir: “Bayan çalışma arkadaşlarımdan biri de tutuklanıp oraya götürülmüştü. Çıktıktan sonra kendisine Ebu Garib'de neler yaşadığını sorduğumda, ağlamaya başladı. Oradaki bayanlar bu tür konuları konuşmaktan hem çekiniyor, hem de korkuyorlar. Her şeyin yolunda gittiğini söylüyorlar. Zira, en gelişmiş batı toplumlarında bile tecavüz hakkında konuşmak oldukça zor.” Shaker'in kendisi de hafif de olsa bir Amerikan askerinin elinde cinsel istismara maruz kalmıştır: “Kontrol noktasında bir Amerikan askeri [silahının] namlusunu doğudan göğsümün ortasına dayadı... Sonra penisini göstererek, 'Gel buraya kaltak; gel de seni bir sikiyim' dedi”. Guardian Gazetesinin Bağdat muhabiri Luke Hardin, Ebu Garib'de, penceresiz hücrelerde tecrit edilen kadın hükümlü ve tutuklularla gazetecilerin konuşmasının yasak olduğunu bildirmiştir. Ebu Garib'de gazetecilere eşlik eden Amerikalı üst düzey askeri yetkililer de, ne yazık ki, 19 “çok değerli” erkek mahkumun tutulduğu özel bir hücrede kadınların tecavüze uğradıklarını kabul etmişlerdir. Bu türden ihlallerin ne şekilde gerçekleştiği sorulduğunda, Cezaevinin tutukluluk işlerinden sorumlu Colonel Dave Quantock şu şekilde cevap vermiştir: “Bilmiyorum. Tümüyle liderlik meselesi. Belli ki, burada yok”. Ebu Garib'de erkek hükümlü ve tutuklular kadar kadınların da cinsel istismara maruz kalmalarına kimsenin şaşırmaması gerekir. Bu Cezaevine ilişkin görmüş olduğumuz fotoğrafları hatırlayın bir kere. Şayet bu türden bir aşağılama seremonisi erkek hükümlü ve tutukluları yıpratmak için kullanılıyorsa, kadınların tecavüze uğruyor olması hiç de tasavvur edilemez değil. Ancak bundan nasıl emin olabiliriz? 2004 yılının Ocak ayında, Irak'ta görev yapan Amerikan üst düzey askeri yetkilisi General Ricardo Sanchez, Ebu Garib'de devam eden insan hakları ihlallerine yönelik iddiaları soruşturması için Tümgeneral Antonio M. Taguba'ya emir vermiştir. Taguba Raporu, en az bir kadın mahkumun Amerikan askeri polis gücü tarafından yine en az bir kere tecavüze uğramış olduğunu ve ceza infaz personelinin kadın hükümlü ve tutukluları çıplak olarak fotoğraflayıp kasete aldığını doğrulamıştır. New Yorker dergisinin 2004 sayısında ise Seymour Hersh, büyük bir çoğunluğu Pentagon tarafından sır gibi saklanan bu gizli fotoğraf ve videoların, Amerikan askerlerinin Iraklı kadın tutuklularla “cinsel ilişkide bulunduğunu” gösterdiğini belirtmiştir. Başkaca birtakım fotoğraflar Afterdowningstreet.org ve Salon.com gibi web sitelerinde yayımlanmıştır. Bunlardan bir tanesinde, kadın tutuklulardan bir tanesi, üzerindeki gömleği kaldırarak göğüslerini göstermekte, ve kuvvetle muhtemel, öyle yapması emredilmektedir. Bu resim ve videolar bütünü, ulaşılması durumunda mevcut durum hakkında çok daha fazla ipucu verebilecektir. Ebu Garib'e ilişkin bu resim ve video kasetlerin tümünü görmüş olan ABD Kongre üyeleri, gördükleri karşısında derinden etkilenmiş ve sarsılmış gibidirler. Senatodaki Cumhuriyetçi çoğunluk grubunun Başkanı Bill Frist bunları “korkunç” olarak; yine ABD Senatosu'nda Demokrat Parti lideri olan Tom Daschle ise “tüyler ürpertici” olarak adlandırmışlardır. 2004 senesinin Nisan ayında bu skandalın ortaya çıkmasından bu yana ise, insan hakları ve sivil özgürlükler alanında çalışan gruplar Savunma Bakanlığı ile yasal bir mücadeleye girmişler; ve Bakanlığın geri kalan görsel dokümanları ifşa etmesini talep etmişlerdir. Kadın ve erkek tutuklu ve hükümlülerin maruz kaldıkları cinsel muameleye dair daha net ve şüphesiz korkunç kayıtlara sahip olabilmemiz, ancak ve ancak bu dokümanların kamuoyunun geneline sunulmasıyla mümkün olacaktır. Sokaklarda Cinsel Terörizm Savaş nedeniyle yaşanan kaos ortamı, bu meyanda, tutukevlerinin duvarları ötesinde de kadınların ihtiyatsızca tecavüze uğraması ve kaçırılmasına neden olmuştur. İnsan Hakları İzleme Örgütü, tecavüz ve kaçırılma mağdurları ile ve ayrıca Irak polisi, sağlık uzmanları ve Amerikan askeri polis gücü gibi olayların canlı tanıklarıyla görüşmeler yaptıktan sonra 2003 yılının Temmuz ayında Korku İklimi: Bağdat'ta Kadınların ve Genç Kızların Maruz Kaldığı Cinsel Şiddet ve Kaçırılma Olayları başlıklı bir rapor yayımlamıştır. Iraklı kadınlara ilişkin halihazırda bilinen güvenilir yirmi beş adet tecavüz ve/veya kaçırılma iddiası varken, rapordan yaklaşık birkaç ay sonra ise Bağdat, Amerikan güçlerinin eline geçmiştir. Rapor, herhangi bir şaşırma durumuna yer vermeyecek şekilde, “polislerin cinsel şiddet ve kaçırılma olaylarına çok az bir öncelik verdiklerini; kaynaklarının yetersiz olduğunu; ve cinsel şiddet mağdurlarının Iraklı yasa uygulayıcılarının ilgisizliği ve cinsel ayrımcılığı ile karşılaştıklarını” ortaya koymuştur. O zamandan beri ise Irakta yaşanan kaos, şiddet ve dökülen kanlar ile, durum çok daha kötü bir hal almıştır.
Amerikanın işgalinden sonra Bağdat, kadınları ve genç kızları sokak ortasında kaçıran yerel çetelerin ortaya çıkmasına sahne olmuştur. İnsan hakları alanında çalışan kişilerle yapılan görüşmeler sonucunda ortaya tüyler ürpertici hikayeler çıkmaktadır. Bunlardan biri, “yaşadığı binanın merdivenlerinden kaçırılan” dokuz yaşındaki “Saba A”nın hikayesidir. Saba, “kaçırıldıktan sonra evinin yanındaki başka bir boş binaya götürülmüş, ve orada tecavüze uğramıştır”. Saba'yı gören bir aile dostu, tecavüzün hemen ardından İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne durumu bildirmiştir:
“Saba A”yı tedavi eden Amerikalı askeri doktorun raporu, “vajinal bölgede zedelenme, arka vajinada ve kızlık zarında yırtılma” olduğunu tespit etmiştir.
2006'nın Haziran ayında, yerel bir sivil toplum örgütü olan Kadın Hakları Derneğinin sözcüsü Mayada Zhaair şöyle bildirmiştir: “Son dört ayda, cinsel istismara ve tecavüze uğrayan kadınların sayısında, başta başkentte olmak üzere inanılmaz bir artış söz konusudur”. 2006 yılının Mayıs ayında, Brian Bennet Time Dergisine, kuzey Bağdat'ta Hamadiye Kadın Tutukevine yaptığı bir ziyaretin pek çok kaçırılma ve terk hikayesine tanık olduğunu belirtmiştir. 18 yaşında, siyah saçlarını atkuyruğuyla toplamış Emine takma adlı çok güzel bir genç kız, ABD işgalinden hemen sonra kaldığı yetimhaneden silahlı bir çete tarafından kaçırıldığını; Bağdat'a geri getirilmeden önce Samarra'daki randevuevlerine verildiğini; kendisine uyuşturucu ilaç verilip bir din görevlisini bombalamak üzere Hamadiye'de intihar saldırısı gerçekleştirmeye yollandığını; ve burada kendini polise teslim ettiğini söylemiştir. Hakim, kıza “kızın iyiliği için” yedi yıl hapis cezası vermiş; ve cezaevi yöneticisine göre, böylelikle kızın çete karşısında korunması amaçlanmıştır. Bennett'in raporuna göre, “gerek aileler, gerekse mahkemeler kadınların ortadan kaybolmasından [ve olası tecavüze uğramasından] büyük utanç duymakta; ve bu nedenle de bu türden kaçırılma olaylarını ilgili mercilere bildirmemektedirler. Ve bu danışıklı namusluluk oyunu sonucunda ortaya çıkan damgalanma sürecinde, kaybolan kadın yeniden ortaya çıksa bile eski ilişkilerine asla geri dönememektedir”. Kayıp Kadınlar
İngiliz Independent Gazetesi muhabiri Teri Judd'un haberine göre, “İngiltere tarafından işgal edilen ve Şii lider Mukteda El Sadr'a bağlı Mehdi ordusunun yönetimi altındaki güney bölgesinde, kadınlar durumun her zamankinden daha kötü olduğunun ısrarla altını çizmektedir: “Burada kadınlar, kapalı kapılar ardında yaşamaya zorlanmakta; ve ancak kapandıkları takdirde ve kocalarının ya da babalarının peşinde sokağa çıkabilmektedirler. Pantolon giymek bile bu bölgede ölüm cezası ile sonuçlanabilecek bir suç olarak görülmektedir”. Görünmez kadınlar – birtakım kökten dinci Iraklı dini liderler açısından bu bir rüyanın gerçeğe dönüşmesidir. Örneğin, geçenlerde İçişleri Bakanı, kadınların tek başına sokağa çıkmaması gerektiğini bildiren tebliğler yayımlamıştır. Üst düzey bir bakanlık yetkilisi olan Salih Ali ise, “Burası Müslüman bir ülke; ve burada kadınlarımızın iffetine herhangi bir saldırı, ülkemizin dini inançlarına saldırı anlamına gelir” demiştir. Suni ve Şii camilerdeki dini liderler, çoğunlukla erkeklerden oluşan cemaati, çalışan kadınları evde tutmak konusunda ikna etmeye yönelik vaazlar vermektedirler. Bağdat'ta bir camide imam olan Şeyh Salih Muzidin, “bu türden istismar olayları uzun zamandır söylediklerimizi doğrulamakta”, demektedir. “Evde oturmak, iş peşinde koşmaktansa çocuklarına ve kocalarına bakmak kadınların dini görevidir – hele de ülkede güvenliğin olmadığı bu zamanlarda”. 1970'lerin başında Amerikalı feministler tecavüzü yeniden tanımlanmış; ve bunun cinsel şehvetten değil, başka bir kişi üzerinde iktidar kurma istediğinden kaynaklanan bir fiil olduğunu ortaya koymuşlardır. Buna göre tecavüz, kadınların kamusal alana katılma haklarını aramaktan geri tutan terörist bir eylemdir. İşte bu tanım, Amerikan işgalinden bu yana Iraklı kadınların yaşadıkları durumu yansıtmaktadır. Bağnazlığın eşlik ettiği cinsel terörizm dalgası, kadınların kamusal hayatta yer alma haklarını ellerinden almıştır. İşte bu, Irak'ın pervasızca işgal edilmesiyle ortaya çıkan fuzuli çilenin gizli kalmış bir yönüdür. Günlük gazetelerimizde yer alan her günkü patlamaların ve ateşlerinin ortasında, gerçek boyutunun bilinmesi mümkün olmayan ve Amerika'da kimsenin farkına varmadığı bir cinsel terörizm dalgası söz konusudur. Bu, Bush yönetiminin “demokrasiyi” ithal etmek, ve “terörizmle savaşmak” adına Irak üzerine salıverdiği bir dalgadır. Ruth Rosen, UC Berkeley Üniversitesinde kamu politikası dersleri veren bir tarihçi ve gazetecidir. Yazar, ayrıca Longview Enstitüsünde de dersler vermektedir. |
|
||||||||||||||||||